BATI MEDENİYETİ VE ANZAK GÜNÜ
Türkiye'nin Çanakkale'de ortaya koyduğu devlet terbiyesi, dünyada eşi olmayan bir barış pratiğidir. Bu pratiğin adı 25 Nisan Anzak Günü'dür ve mahiyeti itibarıyla Nobel Barış Ödülü'nün dahi tarifinden büyüktür. Buna rağmen Batılı sömürgeci merkezlerin bu hakikati görmezden gelmesi, ahlaki değil siyasidir.
Türkiye Cumhuriyeti, devlet eliyle ve milletimizin iştirakiyle her yıl 25 Nisan’da Gelibolu Yarımadası’nda Anzak Günü anma törenleri düzenlemektedir. 1915’te, İtilaf Devletleri safında topraklarımızı işgale gelen Avustralya ve Yeni Zelanda askerleri, Çanakkale’de Osmanlı’ya karşı savaşmış; yaklaşık 8.700 Avustralyalı ve 2.700 Yeni Zelandalı asker bu topraklarda hayatını kaybetmiştir.
Bu törenlerin fikrî ve ahlaki temelini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934’te Anzak annelerine hitaben kaleme aldığı mektup oluşturur: “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar... sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.” Savaş hukukunu aşan, insanlık onurunu esas alan bu metin, bir askerin kaleminden çıkmış cihanşümul bir ahlak manifestosudur.
1985’ten bu yana resmî devlet töreni statüsünde icra edilen Anzak Günü’ne, Avustralya ve Yeni Zelanda başbakanları, bakanları ve ölen askerlerin binlerce torunu iştirak etmekte, Şafak Ayini’nde bir araya gelmektedir. Yurdunu işgale gelen, evladını şehit eden askerleri “kendi evladı” saymak, mezarına sahip çıkmak ve torunlarını her yıl devlet töreniyle ağırlamak, dünya tarihinde başka bir örneği bulunmayan diğergamlıktır.
Bu fiilî durum, Nobel Barış Ödülü’nün tarif ettiği her şeyi fazlasıyla karşılar: Düşmanlığı bitirmek, nefreti silmek, barışı devlet politikası hâline getirmek. Türkiye bunu bir temenni olarak değil, 100 yıldır kesintisiz uygulanan bir devlet geleneği olarak ortaya koymaktadır.
Peki, Batılı küresel sömürgeci ülkeler bu emsalsiz uygulamayı neden görmezden gelmektedir? Cevap; bu tavırlarının nedeninin, kadim Türk düşmanlıklarının gereği olduğunu, güç ve çıkar hesabına dayandığını, tarafsız aydınlar şu gerekçelerle açıklamaktadır:
Türkiye’ye “barışın ülkesi” payesi verilmesi, Batı’nın sömürge tarihiyle yüzleşmesini zorunlu kılar. Kafkaslar’da, Balkanlar’da, Orta Doğu’da, Gazze’de, Afrika’da, Hindistan’da ve Çin’de milyonların ölümüne sebep olan sömürgeci devletlerin, mağdur ettikleri halkların mezarına çiçek koyan tek bir elçisi dahi yoktur. Türkiye’nin ahlaki üstünlüğünü teslim etmek, kendi günah galerilerinin kapısını aralamak demektir.
Nobel gibi semboller Batı’nın “medeniyet tekeli” iddiasını tahkim için kullandığı araçlardır. Ödülün Türkiye’ye verilmesi, “Doğu da medeni olabilir, hatta sizden daha medeni” gerçeğinin tescili olur. Sömürgeci, emperyalist ve siyonist aklın bunu hazmetmesi mümkün değildir. Onlar ödülü ancak kendi çocuklarına, fonladıkları STK’lara, kendi “közkamanlarına” verirler.
24 Nisan kara propagandasıyla çelişmeme zorunluluğudur. Her 24 Nisan’da Türkiye’ye “soykırımcı” yaftası vurmaya çalışan şer cephesi, Çanakkale’deki barış duruşunu takdir ederse kendi tezini çürütmüş olur. Zira aynı millet hem “katliamcı” hem de “dünyaya barış dersi veren” olamaz. Kara propagandanın tutarlılığı için Çanakkale’yi görmezden gelmek zorundadırlar.
Nobel Barış Ödülü’nün masum bir takdir nişanı değil, siyasi bir sopa olmasıdır. Göreve başlamadan Obama’ya, Euro krizi ortasında AB’ye verilen bu ödül, Türkiye’ye verildiği takdirde Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de ve terörle mücadelede Türkiye’nin elini güçlendirir. “Barışın ülkesine karşı çıkıyorsunuz” argümanının doğmasından çekinildiği için verilmez.
Türkiye’nin Çanakkale duruşu Nobel’den büyüktür. Nobel, onu verenlerin elinde kıymetlidir. Şehit kanıyla sulanmış toprağına düşman evladını defneden, sonra da o mezarın bekçisi olan bir milletin, başkalarının takdirine ihtiyacı yoktur.
Büyük Atatürk o tarihi mektubu Nobel için yazmamıştır; tarih için yazmıştır. İnsanlık tarihi de o satırları Nobel komitesinin tamamından daha iyi korumakta ve kıymetini bilmektedir.
Anafartalar Kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Çanakkale’yi geçilmez kılan kahraman ecdadımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. El-Fatiha.
Yalçın Topçu
T.C. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı